? 1. Sayı | Karadeniz Dergi

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA ÇORUM’DA BAZI POLİSİYE OLAYLAR VE EŞKIYALIK(1919)

Doç. Dr. Ahmet HALAÇOĞLU

ÖZET

Eşkıyalık ve polisiye olaylar son dönem Sosyal tarihimiz açısından oldukça önemlidir. Osmanlı Devletinde klâsik dönemde güvenlik ve asayiş yeniçeriler ve sipahiler aracılığıyla sağlanmıştı. Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla, asayişin temini için yeni düzenlemelere gidilmiş ve 1846 yılında Zaptiye Müşirliği kurulmuştur. Nitekim bu tarihten itibaren ülke genelinde asayiş bu kurum vasıtasıyla yürütülmüştür. 1909 yılında da Emniyet-i Umûmiye Müdürlüğü kurularak memleketin güvenliği sağlanmaya çalışılmıştır.

Öte yandan, Osmanlı döneminde eşkıyaların “Levent eşkıyalıkları”, “Aşiret eşkıyalıkları”, “Kişisel ve toplu eşkıyalık” şeklinde ortaya çıktığı görülür. Eşkıyalığın ise devlet bünyesinde iktisadi krizin ve ahlaki çöküntünün yaygınlaştığı ve otoritenin zayıfladığı dönemlerde çoğaldığını söyleyebiliriz. Bu sadece Osmanlı Devletinde değil, dünyanın her ülkesinde böyledir. Dolayısıyla söz konusu şartlar hangi dönem ve ülkede meydana gelirse gelsin bu tür olayların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Gerçekten de 18. yüzyıllarda olduğu gibi, incelediğimiz dönemde de bunu açıkça görmek mümkündür. Osmanlı Devletinde iktisadi krizin baş gösterdiği ve devlet otoritesinin zayıflamaya başladığı, bunun sonucunda mahalli beylerin ortaya çıktığı bu dönemde eşkıyalık hareketlerinde bir çoğalma söz konusudur. Nitekim 20. yüzyılın başlarında da içinde bulunulan savaş hali nedeniyle devlet otoritesinde oluşan zaaf ve iktisadî çöküntü asayişi bozan amillerdendir.

Bu çalışmada ilk olarak Birinci Dünya Savaşından sonra zaman zaman düzenli tutulan suç listesi raporlarından faydalanılarak, Çorum sancak merkezi ve civarında meydana gelen polisiye olaylar ve bu olayların toplum yapısına göre oranlarını anlatan istatistikî bilgiler verilecektir. İkinci olarak ise, Çorum ve civarında meydana gelen eşkıyalık olayları üzerinde durulacak ve bunun sebepleri, etnik ve siyasî yapısının olup olmadığı araştırılacaktır. Zira günümüzde de değişik şekillerde ortaya çıkan eşkıyalar eskilerden daha tehlikeli olaylara sebebiyet vermektedirler. Zira eskiden eşkıyalar dağda sadece kişilere zarar vermekte ve hareketleri de dağda kontrol edilebilmekteydi. Ancak günümüzde bu kontrol sağlanamadığı gibi, sadece insanlara değil, devletin bekasına da zarar vermektedir.

Tam Metin:
1.9.

RUSYA GAZETELERİNDE İSHAN PAŞA HAKKINDA BAZI BELGELER

Альфина Сибгатуллина

ÖZET

Bu makalede Sarıkamış savaşında Ruslara esir düşen 9. Kolordu komutanı İshan Paşa hakkında Rus basınında 1914-1915.yıllarda çıkmış yazılar ele alınıyor. Onlarda tümgeneralin esir düşme vak’ası ve Sibirya yolculuğu esnasındaki durumu, sürgün yeri Çita’dan fırarı ve Kazan Tatarlarının ona yardım etmeleri hakkında yeni belgeler veriliyor.

Tam Metin:
1.12

ÇAĞDAŞ TATAR ŞİİRİNDE İSTANBUL KONUSU (Çulpan Zarif ve Rife Rahman Şiirleri Misalinde)

Doç. Dr. Leyla MİNGAZOVA

ÖZET

İstanbul ile ilgili şiirler, Tatar edebiyatında yenilik ve gelenek arasındaki çetin münasebeti yansıtarak Tatar şiirinin gelişim sürecini düşünmek için zengin bir malzeme vermektedir. Çağdaş şairler, Tatar şiirini Doğu şiirine özgü zarafet ve güzellik ile zenginleştirerek şiire yeni konular, yeni duygular, yeni ahenk getirdiler.
İstanbul konusunu işleyen şiirlerinde Çulpan Zarif’in bu toprakları kutsal olarak algılaması ve burada yaşadığı duygularından güç kuvvet alarak hayata sanki yeniden doğması Türk ve İslam kültürüne özgü tasvirler, kıyaslar kullanarak çok güzel tasvir edilmektedir. Rife Rahman ise şiirlerinde fikir ve duygu bütünlüğünü aramaktadır. Şair, yabancı bir ülkeye gelip kendi vatanının kıymetini daha derin anlamaya başlamaktadır. Hem Ç. Zarif’in hem R. Rahman’ın şiirlerinden bir zamanlar Sovyetler döneminde siyasete bağlı olarak dilinden, dininden ve tarihinden kopmaya başlayan Tatarların yeniden öz dinine, öz tarihine, millî köklerine dönmeye başladığını görebiliriz.

Tam Metin:
1.11.

GÜRCİSTAN’IN TSALKA (PARMAKSIZ) RAYONUNDA YAŞAYAN URUM TÜRKLERİNİN DİL ÜRÜNLERİNDEN ÖRNEKLER

Ünal KALAYCI

ÖZET

Bu makalede Gürcistan’ın Kvemo Kartli vilayetine bağlı Tsalka (Parmaksız) rayonunda yaşayan Urum Türkleri hakkında genel bilgiler verilmiş daha sonra da Urumların dil ürünlerinden örnekler verilmiştir. Bu çalışmada, yapılan derlemelerden hareketle Parmaksız Urumlarına ait âşık şiiri, anaonim şiir, türkü, halk hikâyesi, masal, fıkra, mani, ninni, deyim, atasözü, kelimeler ve günlük konuşma örneklerine yer verilmektedir.

Tam Metin:
1.10.

BATI GÖKTÜRKLERİN BAŞKENTİ: MİÑ BULAK

Prof. Dr. Bekir DENİZ

ÖZET

Bugün Orta Asya’da bulunan ve yeri bilinen eski Türk şehirlerinin sayısı oldukça azdır. Batı Göktürkler döneminden kaldığını bildiğimiz şehir de yok gibidir.
Tarihi kaynaklarda Batı Göktürklerin başkenti Miñ Bulak’ın adı ve yeri bilinmekle beraber, bugüne kadar nerede olduğu tespit edilebilmiş değildi. E. Chavannes haricindeki Batılı tarihçilerin hemen hepsi de Miñ Bulak’ın Altay Bölgesinde olduğunu iddia etmekteydi.
2004 yılında Kazakistan’da araştırmalar yaptığımız bir yıl içinde Miñ Bulak’ın bugünkü Kazakistan topraklarında olduğunu düşünerek araştırmalar yaptık. O dönemde Çimkent ve Jambul (Taraz) Oblusu sınırlarında adı Miñ Bulak olan üç yer tespit ettik. Ancak, anılan yerlerin hiç biri de tarihçilerin söz ettiği Miñ Bulak’a benzemiyordu ve Türk şehri kavramlarına da (sulak, otlak ve korunaklı) uymuyordu.
2006 yılında merkezi Almatı’da bulunan A. H. Margulan Adındaki Arkeoloji Enstitüsü’nde görevli Dr. Ayman Dosimbayeva ile tanıştık. Kendisine bu düşüncemden söz ettim ve Miñ Bulak’ı aradığımı söyledim. Kendisi 1985 yılından buyana hem Merke sınırında bulunan Miñ Bulak’da, hem de Çu Avdanı’nda, Batı Göktürklerin yerleşim alanı içinde kalan Caysan Bölgesi’nde 1987 yılından beri araştırma ve kazı yaptığını ifade etti.
Bizi çok heyecanlandıran bu haberin ardından 2007 yılında Sayın Dosimbayeva’nın davetiyle 2007 yılı Ağustos ayında, bir aylığına tekrar Kazakistan’a gittim. Her iki kazıyı da yerinde görme ve inceleme fırsatı buldum. Kendisinin ifadesiyle, “Miñ Bulak’ı Türkiye’den ilk defa gören Türk bizdik”. Bu bildiride Miñ Bulak’ı, yerinde yaptığımız araştırmada elde ettiğimiz bilgilerle, Türkiye’de ilk kez tanıtmaya çalışacağız.

Tam Metin:
1.8.

TATAR MANİLERİNDE GİYİM KUŞAM KÜLTÜRÜ VE SÜS EŞYALARI

Чулпан Зарипова-Четин

ÖZET

Kazan Tatarlarının manilerine yansıyan halkın giyim kuşam ve süslenme kültürü, halkın duygularına doğal bir şekilde örülerek manilere özel bir renk katmaktadır. Bir kızın güzelliğini, onun yüzü, endamı ve huyu ile beraber giydiği giysileri ve taktığı takıları da ifade etmekteydi. Fakat Kazan Tatarları, Rus ve Avrupa medeniyetleri etkisi altında öz millî kıyafetinden, başka Türk boylarından farklı olarak XX yy. 30’lı yıllarından itibaren vazgeçmişlerdir. Bu açıdan Kazan Tatarlarının günümüze ulaşan manileri sadece halkın yaşadığı duygularını değil onun giyim kuşam ve süslenme kültürünü öğrenmek için de pahası biçilmez bir kaynak olmaktadır.

Tam Metin:
1.7.

RUSYA MİLLİ KÜTÜPHANESİNDE (SANKT-PETERSBURG ) VE RUSYA İLİM AKADEMİSİNİN ŞARKİYAT ENSTİTÜSÜNÜN SANKT-PETERSBURG ŞUBESİNDE BULUNAN KIRIM KARAYARA AİT EL YAZMALARI KOLEKSİYONLARININ İNCELEME PERSPEKTİFLERİ

Natalya BUDNİK

ÖZET

Makale Rusya Milli kütüphanesinde (Sankt-Peterburg) ve Rusya İlim Akademisinin Şarkiyat Enstitüsünün Sankt-Petersburg şübesinde saklanan Kırım Karay El yazmalar kolleksiyonlar hakkında anlatır. Karay halk edebiyatının eserleri içinde kapsayan el yazma derlemelerin – mecumaların listesi sunulur. Bulunduğun el yazmaların ve evrakların tarih, kültür ve tabii ki dilbilgisi bakımından çok kıymetli olmasına rağmen, uzmanlarımız ve araştırmacılarımız tarafından incelenmeden kalır. Ancak yapılacak araştırmanın sonuçları sadece Kırım Karayları ile ve Tatarlar için değil, diğer Türk halkların tarihi, kültürü, edebiyatı, folkloru ve dilinin incelenmesinde de önemli katkılarda bulunacaktır.

Tam Metin:
1.6.

ÇUKUROVA AĞIT SÖYLEME GELENEĞİNDE ÖLÜM DIŞI SÖYLENEN AĞITLAR

Prof. Dr. Erman ARTUN

ÖZET

Ağıtlar bir törene bağlı olsun olmasın acıklı bir olayı konu alan metni de bu olayı hatırlatmaya, yaşatmaya uygun türkülerin bütünüdür. Ağıtlar insanlığın ortak acısını canlı şekilde anlatan edebi metinlerdir. Ağıtlar, ölüm üzerine belli bir geleneğe uyularak yapılan törenlerde yakılmış ve söylenmiş daha sonra hatıralarda yaşayan türkülerdir. Ağıtlar ölüm dışında zamanla çeşitli konularda yakılmaya başlanmıştır. Bildirimizde Çukurova yöresinden derlediğimiz ölüm dışında söylenen ağıtlardan yola çıkılarak ağıt söyleme geleneğine katkı sağlamak amaçlanmaktadır.

Tam Metin:
1.5.

KARAY – KIRIMÇAK İLİŞKİLERİ VE MUSEVİ DİNLİ İKİ TÜRK HALKININ AYRIŞMA SEBEPLERİ

Yrd. Doç. Dr. Erdoğan ALTINKAYNAK

ÖZET

Bu yazımızda Kırım’ın en eski ve yerli Türk halklarından Karaylar ve Kırımçakların tarihi gelişimi, etnik yapılarının oluşumu ve birbirlerinden ayrışmalarının sebepleri üzerinde durulmuştur. Firkoviç’in Karaylar üzerine yaptığı çalışması esnasında ortaya çıkan olumsuz gelişmeler; Rus devlet adamlarının Kırımçakları katagorize etme girişimleri neticesinde Kırım’ın dışından gelen din adamlarının Kırımçakları farklı bir mezhep veya ibadet anlayışına yönlendirmeleri; Kırımçakların Karaylar gibi Rus devletinin kendilerine imtiyaz tanımaları beklentisi; Rus ve Yahudi bilim adamlarının Kırımçakları kendilerinden bir halk gibi gösterme çabaları; Elde edilen belge ve bilgilerin herkeslerden saklanması ve bu belgeler üzerine yapılan çalışmaların genellikle eski İbrani diliyle yazılması; Kırımçakların farklı bir mezhebe tabi olmaları, onları, Museviliğin Aleviliği konumundaki Karaylardan uzaklaşmaya itmiştir.

Tam Metin:
1.4.

TRABZON-ŞALPAZARI ÇEPNİLERİ İLE ÇUVAŞ TÜRKLERİNİN DOĞUM SONRASI ETRAFINDAKİ İNANIŞ VE UYGULAMALARI ÜZERİNE BİR KARŞILAŞTIRMA DENEMESİ

Mustafa AÇA

ÖZET

Toplumların sosyolojik manada geçirdikleri değişimin tüm yönleriyle ortaya konulabilmesi bu topluma mensup insan topluluklarının inanış ve düşünüş biçimlerindeki değişimlerin ortaya konulması ile mümkün olabilecektir. Özellikle aynı tarihin bir parçası olup farklı coğrafi zeminlerde yaşayan toplulukların çeşitli etkenler karşısında geliştirdikleri reflekslerin keşfedilerek değerlendirilmesi bu yolda yapılan çalışmaların temel dayanağı olacaktır.
Bu çalışmada XVI. yüzyıldan sonra Ruslar tarafından uygulanan asimilasyon politikalarıyla Hıristiyanlaştırılmaya çalışılan; ama eski inanç sistemlerini ciddi anlamda muhafaza eden Çuvaş Türkleri ile Trabzon-Şalpazarı Çepnilerinin doğum sonrası bazı inanış kalıpları ve törensel uygulamaları üzerinde karşılaştırmalı bir şekilde durularak Karadeniz’in güney ve kuzey taraflarından iki Türk topluluğunun doğum sonrası inanış ve uygulamaları arasındaki benzer ve farklı yönler tespit edilmeye çalışılacaktır.

Tam Metin:
1.3.

?